BİHTER İYİDİR
KLİNİK PSİKOLOG,MSc
&
Psikoterapist
CinselSorunlar_S
03/07/2015
467
CİNSEL SORUNLAR

CİNSEL SORUNLAR

Cinsellik, sadece biyolojik bir olgu değildir, psikolojik ve sosyo-kültürel boyutları olan karmaşık bir bütündür. Bireyler cinsellik aracılığıyla düşünsel, duygusal ve sosyal alanlarda da paylaşımda bulunurlar. Cinselliğin sadece genital organlar boyutuna indirgenmesi, tablonun bütününün gözden kaçırılmasına neden olmaktadır. Sağlıklı ve mutlu bir yaşam için hiçbir cinsel davranışın zorlayıcı, sınırlayıcı, suçlayıcı, bedensel ve ruhsal açıdan zarar verici olmaması ve en önemlisi çiftin her iki üyesinin de rızası ve özgür iradesi ile gerçekleşmesi gerekir.

Bireylerin cinselliğe bakışı, kişisel olduğu kadar, toplumsal, kültürel ve dini pek çok etmenin etkileşimiyle oluşmaktadır. Toplumumuzda cinsellik halen bir tabu olarak, yani özgürce yaşanması bir yana, üzerinde konuşulması dahi yasaklı bir alan olarak kabul edilmektedir.

Cinsellik bazı evlerde “ayıp, çirkin, kötü, yasak, günah” diye dillendirilerek, bazı evlerde ise sessizliğin içine hapsedilerek, adeta yokmuşçasına gözden uzak tutularak tabulaştırılmaktadır. Oysaki sağlıklı ve doyumlu bir cinsel yaşam geliştirilebilmesi için cinselliğin yaşamın doğal ve sağlıklı bir parçası olduğunun kavranması gerekmektedir.

Cinselliğin tabulaştırılarak doğal yaşamın dışına atılması kadar, doğal olmak adına mahremiyetin ihlaline varacak seviyeye indirgenmesini de doğru bir yaklaşım olarak kabul etmek mümkün değildir.

Toplumsal değerler, gelenekler, örf ve adetler, dini inanışlar kişinin cinselliğe bakış açısını ve dolayısıyla cinsel yaşamını şekillendirmekte önemli yer tutmaktadır. Cinselliğin tabu olarak kabul edilmesi, bu konuda soru sorulamaması, konuşulamaması sağlıklı ve bilimsel bilgi edinilmesinin önünde engel teşkil etmekte ve bu nedenle toplumsal hurafeler adeta gerçekmişçesine kabul görmektedir.  Örneğin, “İlk birleşmenin çok ağrılı ve zor olduğu, çok fazla kanamanın olacağı” hurafesi, toplumsal olarak bekarete verilen önem doğrultusunda kadınları cinsel yaşamdan uzak tutmak için ortaya çıkmış bir söylencedir.

CETAD’ın (Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği), 2006 yılı verilerinde ülkemizde cinsel tedavi merkezlerine başvuran vakaların %50’sinin vajinismus olduğu, batı ülkelerinde bu oranın %10 civarında olduğu bilgisi verilmiştir. Türkiye gibi kadın cinselliğinin konuşulmadığı, baskılandığı bir toplum ile batı ülkelerinde vajinismusun görülme sıklığı karşılaştırıldığında ortaya çıkan tablo, sosyo kültürel faktörlerin cinsel işlev bozukluklarının gelişiminde oynadığı rolü açıkça göstermektedir.

Toplumun en küçük yapı taşının aile olduğu gerçeğinden yola çıktığımızda, ailenin yetiştirme biçiminin kişinin cinsel yaşam üzerinde yadsınamaz etkileri olduğu görülmektedir. Çocukluk döneminde; cinsellikle ilgili merak, kendi bedenlerine yönelik merak ve cinsel oyunlar, ergenlik döneminde; hormonal ve bedensel değişimlere paralel olarak cinselliğe ilginin artması olağan durumlardır. Ailenin cezalandırıcı, kısıtlayıcı, ayıplayıcı ve mahremiyete yer bırakmayan tutum ve davranışları kişinin gerçekçi ve sağlıklı bir bakış açısı geliştirmesinin önünde engel olmakta, bu durum yetişkin cinsel yaşamında sorunlara yol açabilmektedir.

Toplumumuzda cinsellik genel olarak tabu olarak kabul edilmekle birlikte cinsiyetler arasında fark gözetildiği de dikkati çekmektedir. Çocukluk ve ergenlik dönemlerinde erkeklere kızlardan daha fazla özerklik tanındığı görülmektedir. Sağlıklı bir cinsel yaşamın gelişebilmesi için bireyin mahremiyetine saygı duyulması gerekli olmakla berbaber, “kadınlığın” bastırılması kadar “erkekliğin” aşırı yüceltilmesi de, cinsel sorunların ortaya çıkmasına sebebiyet veren faktörler arasında sayılmaktadır.

Sağlıklı ve doyumlu bir cinsel yaşam geliştirebilmek için temel gerekliliklerden biri cinselliğe ilişkin bilimsel bilgiye ulaşılabilmesidir. Cinsellikle ilgili bilgilenme çocukluktan itibaren başlar. Ancak çevreden, akranlardan, televizyondan vb. kaynaklardan edinilen bilgiler her zaman doğru olmayabilir. Gençlere; insan üremesi, büyüme-gelişme, cinsel anatomi – fizyoloji, mastürbasyon, gebelik, doğum, ebeveynlik, aile planlaması, cinsel tepki, cinsel istismar, güvenli cinsel yaşam ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar konularında doğru bilgi sağlanması gerekmektedir. Cinsel eğitimsizlik, bilgisizlik ve cinsel hayatla ilgili hurafeler ve yanlış inanışlar cinsel işlev bozukluklarının oluşmasında önemli etkenler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Cinsel işlev bozuklukları cinsel yanıt döngüsü sürecindeki herhangi bir aşamada, yani istek, uyarılma, orgazm ve çözülme aşamalarından herhangi birinde ortaya çıkabilmektedir. Cinsel işlev bozuklukları, hem kadın hem erkekleri yoğun olarak etkileyen bir problemdir. Cinsel yaşamda ortaya çıkan sorunlar aynı zamanda bireylerin ruhsal ve sosyal alanda da güçlükler yaşamasına da sebep olurlar. Cinsellik biyolojik, psikolojik ve sosyo-kültürel boyutları olan bir olgu olduğundan cinsel işlev bozuklukları da, organik, psikolojik ve sosyo-kültürel faktörlere bağlı olarak ortaya çıkabilmektedir. Bireylerin cinsel yaşamlarında herhangi bir sorunla karşılaştığı durumlarda öncelikle sorunun ne olduğunun ve hangi faktörlerden kaynaklandığının doğru şekilde tespit edilebilmesi için bu alanda uzmanlaşmış ruh sağlığı profesyonellerine başvurması önemlidir.

Cinsel sorunların psikoterapisi sürecinde cinselliğe ilişkin yanlış bilgilenme ve inanışların düzeltilmesi, çiftin cinsel iletişimlerinin arttırılması ve soruna yol açan temel etkenlerin bulunup kaldırılması ya da çözümlenmesi hedeflenmektedir.

About the author